COĞRAFİ İŞARETLER HUKUKU DERSİ

“ADANA KEBAP KARARI”

T.C.

Yargıtay

11. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/6134

Karar No:2015/13829

K. Tarihi:23.12.2015

MAHKEMESİ :

TARİHİ : 20/01/2015

NUMARASI : 2013/55-2015/10

Taraflar arasında görülen davada………..verilen 20.01.2015 tarih ve 2013/55-2015/10 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun’un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK’nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili; müvekkilinin “” adı ile faaliyet gösterdiğini ve markasını 2004 yılında 29., 35. ve 43. sınıflarda tescil ettirdiğini, davalının müvekkilinin ününden haksız yararlanmayı amaçlayarak benzer ibarelerle marka tescil başvuruları yaptığını, bunlara taraflarınca itiraz edildiğini, ancak davalının “” ibareli markasını 43. sınıfta 2010 yılında bir şekilde tescil ettirmeyi başardığını, davalının iltibas yaratan haksız ve kötüniyetli tescilinin hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, verilen kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin “” ibaresini hem ticaret unvanı hem de marka olarak 1993 yıl?? ndan bu yana kullandığını ve öncelikli hak sahibi olduğunu, davacının kötü niyetle tescil işlemlerini yaptığını, davacı tarafın müvekkilinden haberdar olmamasının mümkün olmadığını ve sessiz kalarak 8 yıl sonra bu davayı açtığını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraf markalarında yer alan “A” kelimelerinin aynı olduğu, logoların ise farklılık arz ettiği, genel görünüşleri itibariyle karşılaştırıldıklarında da farklı olduklarının anlaşıldığı, ancak “Adana dostlar” ibaresi ile “Adana yeni dostlar” ibaresinin benzer olduğu, “yeni” kelimesinin tek başına ayırt edicilik kazandırmadığı, markaların halk nezdinde aynı alanda kullanılması nedeniyle bıraktığı izlenimin benzer olduğu, davacı markasının 2004 tarihinde tescil edildiği ve daha eski tarihli olduğu, davalı tarafın ise “Yenidostlar” ibaresini 1993 yılından itibaren ticaret unvanının esaslı unsuru olarak ve bunun dışında hizmet markası olarak iş yerinde kullandığı, “Yeni dostlar” ibaresi üzerindeki markasal hakkın davalı tarafa ait olduğunun davacı tarafından da kabul edildiği, davalının ticaret unvanına “Adana” kelimesinin 01/04/2004 tarihinde eklendiği, “Adana” kelimesinin marka hukuku bakımından coğrafi kaynak bildirdiği ve KHK’nın 7/C bendi gereğince bir markanın münhasır ve esaslı unsurunu oluşturması mümkün olmadığı gibi bu ibarenin bir kişinin tekeline de verilemeyeceği, bu durumda davalının markasının ayırt edici ibaresi “Yenidostlar”ı öncelikli kullanım hakkı bulunduğu, sadece “Adana” kelimesi nedeniyle davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekmeyeceği, öte yandan davalının Adana Ticaret Odasından Adana kebap üretimi ve sunumuna ilişkin yetki almış olması da dikkate alınarak markası ile birlikte “Adana kebap” ibaresini de kullanmasının mümkün olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, karıştırılma ihtimali ve kötüniyetli tescil iddialarına dayalı olarak açılan, davalı adına 43. sınıfta tescilli “” markasının hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir. Davacı, TPE nezdinde “ ibareli markasının 29, 35 ve 43. sınıflarda 2004 yılından beri kendi adına tescilli olduğunu, davalının kötüniyetli olarak müvekkili markasının tanınmışlığından yararlanma amacıyla iltibas yaratacak derece benzer “” ibareli markasını 2012 yılında tescil ettirdiğini ileri sürerken, davalı, 1993 yılından bu yana markasını tescilsiz olarak kullandığını ve Yeni Dostlar ibaresi üzerinde öncelik hakkı bulunduğunu savunmuştur. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.

Türk Marka Hukukunda “tescilde öncelik ve teklik ilkesi” geçerlidir. Yasa koyucu bu yolla piyasada aynı veya benzer mal ve hizmetler için mükerrer markanın varlığını önleyerek; bir yandan, önceki markaya yapılan yatırımı korurken diğer yandan da nihai alıcı olan tüketicilerin satın aldıkları mal veya hizmetin kökeni konusunda yanıltılmalarını önleyerek korunmalarını amaçlamıştır. Öte yandan Türk Marka Hukukunda “gerçek hak sahipliği ilkesi” de benimsenmiştir. Buna göre, bir markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişi, marka üzerinde gerçek hak sahibidir. Bu ilke uyarınca; 556 sayılı KHK’nın 8/3. maddesine göre, bir işaret üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahibi olanların itirazı üzerine, maddede yazılı koşulların oluşması şartıyla, bu işaretin aynı veya benzeri olan işaretin başkası adına marka olarak tescil edilmesine karşı çıkma veya tescil edilmiş ise hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte önceye dayalı gerçek hak sahipliği, tescil edilmiş bir markayı hükümsüz kıldırmadan, hak sahibine kendi markasını tescil ettirme hakkı vermeyecektir.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde; mahkemece, dosya kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, davalının “ ibaresi üzerinde tescilsiz kullanım bakımından öncelik hakkı olduğu görüşü benimsenerek davanın reddine karar verilmiş ise de; yukarıda anılan ilkeler karşısında davacı tarafın tescilli markasının varlığına rağmen bu marka ile iltibas teşkil eden davalı markasının tesciline karar verilemez ve bu önceki tarihli tescilli markaya dayalı olarak açılmış bir hükümsüzlük davasında red nedeni olarak kabul edilemez. Bunun aksinin kabulü, KHK’nın tescilde öncelik ve teklik ilkesine aykırılık oluşturur. Bu durumda, mahkemece yapılan yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.